Razorback (1984)
Yazan: Anıl Seçkin 31 Ocak 2009
Kategori: Film İncelemeleri, Korku Filmleri, Son Yazılarımız
Razorback (Russell Mulcahy Avustralya 1984)
“Donk!” (Dicko)
“Oink Oink!” (Razorback)
Beth (Judy Morris), televizyon için hayvan hakları ile ilgili haberler hazırlamaktadır. Köpek maması üretiminde kullanılmak için yapılan kanguru avıyla ilgili Avustralya’ya gider ve kısa süre içerisinde kaybolur. Gitmeden önce hamile olduğunu söylediği eşi Carl (Gregory Harrison) Beth’i aramak için yola çıkar. Araştırması sırasında aynı yörede kısa bir süre önce torununu gizemli bir şekilde kaybeden Jake (Bill Kerr) ve iki dengesiz kardeş Benny (Chris Haywood) ve Dicko (David Argue) kardeş ile tanışır. Söylentilere göre ortalıkta insanları öldüren bir domuz dolaşmaktadır…
Razorback görüldüğü gibi oldukça girift (!) bir olay örgüsüne sahip. Film, özellikle Spielberg’in Jaws‘ından sonra “biz de varız” diye ortaya saçılan piranalar, ahtapotlar, timsahlar, ayılar, köpekler, kediler, fareler hatta tavşanlar ve salyangozların uzak akraba kardeşlerinden. Bu radikal çıkışlar yapan hayvan kardeşlerimizin (aynı dünya üzerinde yaşadığımıza göre kardeş sayılırız, değil mi?) denizde yaşayanları saygı görmek açısından diğerlerine göre daha şanslı. Denizin derinliği ve bizi yavaşlatması gereği kağıt üzerinde bile piranalar, balinalar, ahtapotlar korkutucu olabiliyor. (Bu arada Meg diye dev bir köpek balığı ve diğer dev deniz yaratıkları ile ilgili bir film projesi vardı. Masraflarından dolayı 2010′a ertelenmiş.) Fakat farelerin, ayıların, kuşların vs. aksine bazı hikaye taslakları kulağa gülünç gelebiliyor. Kanalizasyonda caddelerde terör estireni timsah (hadi ama, sırf büyük diye aynı şeyi yapan Godzilla hiç de komik gelmedi kimseye, en azından Amerikan versiyonunda kocaman bir yaratığı yeraltı tünellerinde kaybedene kadar), kafasına göre cinayetler işleyen azman domuz veya ortaya yaydığımız katkı maddelerinden etkilenip etimizin tadına bakmaya ve tabii ki kemirmeye karar veren tavşanlar gibi. Hmm, bu sonuncusu film olarak minik yapışkan yaratıklardan da gülünçtü bana göre (Night Of The Lepus (William F. Claxton 1972) Vs. The Squirm! (Jeff Lieberman 1976)). Devamını oku
2. El Kısa Film Festivaline Başvurular Sürüyor
Yazan: Murat Tolga Şen 30 Ocak 2009
Kategori: Haber - Etkinlik
İlki, 2007 yılında gerçekleştirilen 2. El Kısa Film Festivali bu yıl da, “Elemiyoruz, Ellemiyoruz” sloganı ile yola koyuldu. Daha önce en az bir kısa film festivalinden hüsranla evine dönen, elenmiş kısa filmlerin katılabildiği 2. El Kısa Film Festivali’ne gönderilen her film festival boyu gösterimde olacak, jüri tarafından değerlendirmeye alınacak ve bu değerlendirmeler yönetmenine aktarılacaktır.

Bu yıl, Ahmet Uluçay, Derviş Zaim, Hüseyin Karabey, Selim Evci, Ümit Ünal, Yeşim Ustaoğlu, Zeki Demirkubuz, Barış Bayraktar, Can Kılcıoğlu, Gökçe Pehlivanoğlu, Kadir Köymen, Ozan Adam, Selcen Ergun, Tan Tolga Demir, Ali Murat Güven, Cem Özer, Mehmet Ali Arslan, Nurgül Yeşilçay, Nejat İşler, Selim Demirdelen, Uğur İçbak, Prof. Dr. Bülent Vardar (Marmara Ünv.), Prof.Dr. Işık Özkan (Yeditepe Ünv.), Murat Asker (Kadir Has Ünv.), Doç.Dr. Mutlu Binark (Başkent Ünv.), Doç.Dr. Özcan Yağcı (Başkent Ünv.), Bülent Özkam (Ankara Ünv.), Prof.Dr. H.Hale Künüçen (Gazi Ünv.), Thomas Balkenhol (ODTÜ), Prof.Dr. Andreas Treske (Bilkent Ünv.) isimlerinden oluşan jürinin seçeceği “ Övgüye Değer Film” ödülü, 22.02.2009 tarihinde Ankara-Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapılacak törenle sahibine verilecektir.
Film gönderimleri, www.ikincielfestivali.org adresi üzerinden 1 Şubat 2009 tarihine kadar yapılabilir.
A.Ü Sinema Kültürüne Katkı Ödülleri
Yazan: Murat Tolga Şen 30 Ocak 2009
Kategori: Haber - Etkinlik
Anadolu Üniversitesi Türkiye’de sinema kültürünün gelişmesine, sinemanın düşünsel boyutunun zenginleşmesine katkıda bulunmak üzere, bu alanda çalışan yazar ve araştırmacıları desteklemek amacı ile bir yarışma düzenlemiş bulunmakta… Devamını oku
Buio Omega (1979) ve Joe D’Amato
Yazan: canevrenol 30 Ocak 2009
Kategori: Film İncelemeleri, Korku Filmleri, Son Yazılarımız
80′li yılların ilk yarısındaki Video Nasty döneminde bir de Buio Omega vardır… Kült yönetmen Joe D’Amato’nun en ünlü 3 filminden biri, belki de en ünlüsü Buio Omega… Diğer ikisi Antropophagus (1980) ve Emanuelle and the Last Cannibals (1977) olmak üzere…
Joe D’Amato’nun başka filmlerden arta kalan görüntüleri kendi filminin içine katacak kadar ucuz ve sıradışı yöntemlere başvurduğu biliniyor. Hardcore porno filmleri de çekmiş, akla gelecek her türlü sömürü filmi de. Bizim bazı efsanevi Yeşilçam yönetmenlerimiz gibi D’Amato da aynı görüntülerden birkaç film çıkaranlardan… Kullandığı onlarca takma isim arasında (ki bazen kadın ismi bile kullanmış) en ünlüsü Ermando Donati. Sayısız takma isimle sayısız film yaptığı için hala kayıp D’Amato filmleri olması muhtemel. Devamını oku
Picnic at Hanging Rock (1975)
Yazan: Tolga Demirtas 30 Ocak 2009
Kategori: Film İncelemeleri, Korku Filmleri, Son Yazılarımız
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki filmle ilgili yorumlar oldukça çeşitli. Herkesin tek bir noktada birleşip “iyi” yada “kötü” diyebileceği bir film değil Picnic at Hanging Rock,. Bazıları filmi “güzel, ince ve zarif” olarak tanımlarken, bazıları ise ” çok sembolik, çok yavaş, sıkıcı ve oldukça 70′lere ait” olarak tanımlıyor.
Kuşkusuz bir sanat eserinde boşluk kavramının işin ana teması olarak kullanılması yeni bir şey değil ve bu filmde de ana tema muamma, boşluk ve gizem üzerine kurulu.
Film 1975 yılında Avustralyalı yönetmen Peter Weir tarafından aynı adlı romandan uyarlanarak çevrilmiş. Film için uluslararası üne ve seyirciye kavuşmuş ilk Avustralya filmlerinden birisi diyebiliriz. Filmde Helen Morse, Rachel Roberts ve Vivean Gray başrollerde.
Picnic at Hanging Rock oldukça ihtişamlı bir film. Kurgu, atmosfer, sinematografi, müzik her şey çok iyi oturmuş filmde. Zamfir’in müzikleri harika.
Film 1900 yılında Avustralya’da geçiyor. Filmin konusu oldukça basit. Elit bir kız okulu “Hanging Rock” adlı dağlık bir bölgeye Sevgililer Günü’nde bir gezi düzenler. Gezi sırasında 3 kız öğrenci ve bir öğretmen bu gizemli yerde kaybolur. Herkes onları bulmak için seferber olur, kimse kızları bulamaz. Fakat kızlar bir süre sonra ortaya çıktıklarında ise hiçbir şey hatırlamıyorlardır. Kaybolmalarının sebebinin bir insan mı, yada doğaüstü bir şeyler mi olduğu anlaşılamaz. Cevap izleyiciye bırakılmıştır. Oldukça basit bir senaryo, değil mi? Birdenbire kaybolan insanlar! Evet oldukça basit ama yönetmen gizem-dram türünün bu klişeleşmiş konusunu, harika film müzikleri, kostümler ve olayların geçtiği doğa ile bizlere çok farklı yansıtıyor. Peter Weir konuya öyle bir açıdan yaklaşıyor ki seyirciyi gerçekten büyülüyor. Filmle çok da alakalı görünmeyen imajlar filmi gerçekten farklı kılıyor. Kuğular, karıncalar, çiçekler, böcekler… Devamını oku

























