Avatar’ı bulabildiğiniz en parlak ve en büyük perdede izleyin. Kadıköy kalabalığından üç saatliğine de olsa Pandora’ya ışınlanmak harika bir deneyimdi ama salondan çıkarken kendime
Sovyet bilim kurgusu denince akla hemen Tarkovski’nin ruhani ağırlığı gelir. Ancak 1980’lerde, Perestroika’nın ayak sesleri duyulurken ortaya çıkan başka bir damar daha vardır: Toplumsal gerçekçiliği metafizik bir rüya alemiyle harmanlayan “sosyal fantezi”. İşte Parad Planet (Gezegenler Geçidi), yönetmen Vadim Abdrashitov ve senarist
Demir Perde’nin gölgesindeki Polonya’da bilim kurgu, sansürü delmek ve totaliter rejimlerin röntgenini çekmek için kullanılan sofistike bir araçtı. Bu akımın en karanlık ve en vizyoner isimlerinden Piotr Szulkin’in yönettiği ve yazdığı Ga, Ga – Chwała bohaterom (Ga, Ga - Kahramanlara Şeref), yönetmenin
Hollywood’un "ısıtıp ısıtıp önümüze koyma" (remake) sevdasının son kurbanı efsanevi Running Man oldu. Arnold Schwarzenegger’in o sarı tulumuyla hafızalarımıza kazınan, döneminin en sağlam medya eleştirilerinden birini sunan Running Man (Ölüme Koşan Adam), yeni versiyonuyla vizyonda. Ama size baştan söyleyeyim: Sinema salonuna koşacağınıza,
Yeni film Predator: Badlands, bana göre tüm serinin “en Disneyleşmiş” halkası. Artık avcı değil, neredeyse terapiye gitmesi gereken bir Predator izliyoruz.
Zenginliğin her derde deva olduğuna inanan bir çağda “Rich Flu”, o inancı paramparça ediyor. Kapitalizmin elmas parıltılı vitrinine bir çatlak düşüyor: servet artık güvenlik değil, hastalık. Film, bu çağın yeni salgınını anlatıyor — para.
Tron: Ares, Tron markasının gölgesinde inşa edilmiş bir gölge sinema. Mirasa saygı göstermeyi değil, mirası işlevsiz kılarak yeniden biçimlendirmeyi seçmiş. Jared Leto'nun yapımcılardan biri olması yüzünden ona bu hadsizliği yaptırmışlar.
Türk sinemasında tür filmi çekmek hâlâ cesaret işi. Hele ki kısıtlı bütçeyle, seyircinin gözü yabancı yapımlara alışmışken, bilimkurgu-aksiyon karışımı bir proje kotarmak ciddi bir meydan okuma. İşte Tehlikeli Bölge, tam da böyle bir denemenin ürünü.
Eternal Sunshine of the Spotless Mind, evrensel bir konuyu, ayrılık acısını tartışmaya açıyor, bu sırada aşk, arzu ve sevgi gibi kavramlar üzerine de izleyicisini düşündürüyor. Peki siz ayrılık acısına katlanamayıp anılarınızdan vazgeçmeyi düşündünüz mü hiç?
Karakter çatışmaları iyi yazılmış, iyi oynanmış keyifli bir yolculuk filmi Paul (2011), üstelik bir hayli komik. Müzikler, görüntü çalışması ve Paul’u seslendiren Seth Rogen’in katkısıyla harika bir seyirlik deneyimi sunuyor. Uçuk komedi sevenlere tavsiye ederim.
Wishman’in afişine bakınca, Müjdat Gezen’in değeri bilinmeyen eşsiz filmindeki ağlak sesli, muşmula suratlı Homoti’yi anımsatan bir yaratık görecek, acaba onun gibi olabilir mi diye heyecanlanacaksınız.
1995 yılında Hindistan'da gişeyi sallamış filmlerden biri olan Ghatothkachudu, çok sevilen türler çorbası, en tutan şeyler karması, içinde moda olan ne varsa olsun bulamacı bir Hint Telugu filmi diye de anılabilir.
Golem (1980) Kafkaesk bir Frankenstein’ın canavarı öyküsünü tartışmalı konular ekseninde anlatan ve bunu yaparken makbul vatandaşlar yaratmak isteyen Polonya devletine dokundurmayı ihmal etmeyen fevkalade özgün bir Piotr Szulkin draması.
Polonya sinemasının övünç kaynaklarından Piotr Szulkin’in yazıp yönettiği O-Bi, O-Ba: The End of Civilization, etik meseleleri dert edinen ve inancın doğasını keşfe çıkan şahane bir post-apokaliptik drama. Herkese tavsiye ederim.
Evet, ilk bakışta The Book of Eli bir din propagandası gibi duruyor. Bu film, “misyonerlik filmi” damgası yemiş olsa da benim buna bir itirazım var, bana yazıyı yazdıran bu itiraz.
Frank Darabont’un uyarlayıp yönettiği The Mist, gelmiş geçmiş en iyi ve en yaratıcı King uyarlamalarından biri. Dramatik çatısı güçlü, feci ölümlerle bezeli birinci sınıf bir korku filmi izlemek isteyen kaçırmasın.
Mad Max: Fury Road’u (2015) da 21. yüzyılın -şimdilik- en iyi aksiyon filmi olarak selamlıyorum. Sinema nedir sorusuna cevap veren olağanüstü bir filmdir. 9 yıl beklediğimiz için Furiosa: Bir Mad Max Destanı (Furiosa: A Mad Max Saga, 2024) filminden çok umutluydum ama
A Quiet Place: Day One, yaratıkların Dünya'ya ilk geliş anından itibaren yaşanan kaosu ve insanlığın sessizlik içinde hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Bu kez odağımızda, modern New York’un stresli ve yalnız hayatında kaybolmuş iki bekar var.
Atlas, Matrix'ten, Terminator'dan ve bir sürü başka bilim kurgu filmden aşırılmış fikirlerle oluşturulmuş bir yamalı bohça. Film boyunca hep aynı soruyu da sormadan edemeyeceksiniz tabi: Jennifer'ın burada ne işi var!
Mad Max evreninin büyüleyici ve çorak topraklarına yeniden adım atmak her zaman bir heyecan kaynağı olmuştur. George Miller'ın yönetmen koltuğunda oturduğu Furiosa, bu evrenin hayranları için bir merak nesnesi haline geldi. Ancak bu yeni yapımın, serinin mihenk taşı olan Fury Road'un başarısını