Picnic at Hanging Rock, “her şey başlar ve biter” ve “gördüklerimizi sandığımız rüya içinde bir rüya” diyerek sonu olan yaşamın hüznünü duyumsatır süresi boyunca.
Baskın, yurtdışında aldığı övgüleri hak eden, eğer gişesi de iyi olursa Türk korku sinemasında suyun yönünü değiştirme potansiyeline sahip bir yapım. Çok karanlık ve çok kanlı…
Hardware, 1990 ABD-İngiliz ortak yapımı post - apokaliptik bir bilim kurgu filmi. Kimi yerlerde korku filmi olarak bahsedilse de gerilimden öteye geçen bir tarafı yok.
Eflatun Film ekolünün TV tarafına öykünen haliyle Limonata, yer yer sıkıntılar yaşayan bir film olsa da, türün sevenleri açısından umut verici olmayı başarıyor...
Kumun Tadı, kendi varoluşuna inanmayan bir stil denemesi ancak filmin yaratmak istediği etkinin çok az alıcısı var. Ülke sinemasının üzerine sinen Doğu Avrupa romantizminin yeni bir örneği daha…
Bir ev, iki tuhaf karakter ve gömülmek için bekleyen bir sürü ceset... Alper Kıvılcım'ın ilk yönetmenlik denemesi olan Gassal karanlık, stilize bir psikolojik gerilim...
The Phantom Menace ve Attack of the Clones’u toplayın, hatta çarpın, bir Force Awakens etmez. Ama uğruna koskoca genişletilmiş evreni feda ettiğimiz film daha iyi olmalıydı.
Birçok farklı kaynak tarafından tüm zamanların en iyi korku filmleri arasında gösterilen Night of the Demon, her korkuseverin mutlaka görmesi gereken filmlerden biri.
George Lucas olmadan yoluna devam eden macera, serinin en güçlü taraflarını tek bir filmde toplamayı başarıyor ve izleyenlere “bu %100 Star Wars” dedirtiyor.
Kendine has bir sinema dili oluşturma konusunda emin adımlarla ilerleyen yetenekli sinemacı Dennis Villeneuve bu yıl beklenmedik bir film ile çıkageldi: Sicario...
Azap, benzer formüllü cin filmi tariflerden sıyrılarak, evrensel bir korku kalıbını alıp İslam dünyasına ait cinler âlemiyle ilgili bir öyküye giydirmeyi başarıyor.
Şahane Misafir konusundan anlayacağınız üzere naif bir duygusallığa sahip alacakaranlık hikayelerinden biri... Aslına bakarsanız fena bir film sayılmaz.